Seyahat Tutkunuzu Perçinleyecek Kitaplar

“Yol, iki yer arası değildir - yer, iki yol arasıdır” der Oruç Aruoba. Sizce de yolculuk bir yere varma hali değil de daimi bir yürüme hali midir? Bazen soluk bile almadan yürüdüğümüz yollarda yürümüş başka yolcuların yol hikayelerine, deneyimlerine, anılarına ve hayallerine tanık olabilmeniz için en kült yol hikayeleri eserlerini sizler için derledik.

İtalya Seyahati, Johann Wolfgang von Goethe

"Ben bu seyahati, kendimi kandırmak için değil, kendimi gördüklerimle tanımak için yapıyorum". Ünlü Alman yazar Goethe 1786-1788 yılları arasında yaptığı İtalya Seyahati'ni böyle tanımlıyor.

Usta bir kalemden bize ulaşan ve edebiyatla harmanlanmış seyahat anılarını okumak, yüzyıllar önce bir seyahatin nasıl yapılabildiğini öğrenmek ve 18.yüzyılda İtalya’nın görünüşüne Goethe’nin gözünden tanık olmak gerçekten eşsiz bir deneyim.

Borges İle Seyahat: Atlas, Jorge Luis Borges

Borges’in Atlası’nı ilginç kılan ayrıntılardan biri 50'li yıllardan itibaren görme duyusunu yavaş yavaş kaybetmiş ve gittiği yerleri diğer duyuları ve hayal gücüyle betimlemiş olması.

Borges'in, seyahatlerinden büyük bölümüne birlikte çıktığı eşi Maria'nın son sözü kitabı ve birçok gezginin seyahate neden çıktığını açıklar nitelikte: "Atlas bizim için neydi, Borges? Yeryüzünün ruhundan doğmuş düşlerimizi zamanın örgüsünde örtüştürmek için bir bahane."

Simyacı, Paulo Coelho

“Yolculuk bir öğrenme yöntemidir. Bilmemiz gerekenleri bize o öğretir.”

Coelho, etkileyici tasvirleriyle okuyucuyu Santiago’nun dünyadaki arayışının peşinden benzersiz bir yolculuğa çıkarıyor.

Simyacı, İspanya’dan Mısır piramitlerine yolculuk eden Endülüslü çoban Santiago’nun masalsı yaşamının öyküsüdür. Aynı zamanda bir nasihatname ve “kaderine nasıl egemen olacaksın?”, “mutluluğu nasıl bulacaksın” gibi sorulara yanıt arayan bir yaşam kılavuzu.

Semerkant, Amin Maalouf

“Her gün biri çıkar, başlar, benim ben demeye,
Altınları, gümüşleriyle övünmeye.
Tam işleri dilediği düzene girer,
Ecel çıkıverir pusudan: Benim ben diye…”

Semerkant, Ömer Hayyam'ın Rubaiyat adlı elyazması eserinin 1072 yılında Özbekistan'ın Semerkantı'nda başlayan ve 1912'de Titanik'te biten hikâyesini ele alıyor. Maalouf, kitabında tüm olayları Benjamin karakterinin gözünden aktarıyor. Tarihe damgasını vuran Nizamülmülk, Ömer Hayyam ve Hasan Sabbah üçlüsü ile başlayan hikaye, 20. yüzyıl başlarında İran'da gerçekleşen modernleşme çabalarıyla devam ediyor.

Çanlar Kimin İçin Çalıyor, Ernest Hemingway

Çanlar Kimin İçin Çalıyor, nobel ödüllü usta yazar Hemingway’in kaleme aldığı gelmiş geçmiş en iyi savaş kitaplarından biridir. Bu eser Hemingway’in anılarından izler taşır. İspanya iç savaşına tanıklık etmiş yazar, karakterlerin gözünden savaşın anlamsızlığını sorgular. Kitabın adı için şair ve vaiz John Donne’un şu vaazı Hemingway’e ilham kaynağı olmuştur;

‘’İnsan ada değil ki

Yetsin kendi başına

Bir çakıl yerkürede

Okyanusta bir damla

Bir kum tanesi kopsa kıyısından

Küçülür Avrupa

Bir burun eksilmiş gibi anakaradan

Kendi toprağını yitirmiş gibi ya da bir dost yurtluğunu

Bir kişi bile ölse eksilirim ben

Tüm insanlığın parçasıyım dedim ya

Sorma her seferinde

Çanlar kimin için çalıyor diye

Senin için çalıyor.’’

Siddhartha, Hermann Hesse

"Hiçbir insan yüzde yüz kendisi olamamıştır ama yine de herkes gücü yettiğince ilerler bu yolda, kimi biraz daha gözü açık, kimi biraz daha gözü kapalı."

Hesse bu eserinde dünyanın en eski hikayesinin peşinden gidiyor ve okuyucuyu destansı bir kendini arama serüveninin peşinden sürüklüyor. Hindistan'da yaşamış ve yolculukları sırasında dünyanın doğusu ve doğu insanının düşünceleriyle tanışan Hesse, bir yandan Budizm ve Hinduizm öğretilerinin cevap verebildikleri ve veremediklerini irdeliyor, bir yandan da herkesin sorgusuz sualsiz peşine takıldığı inanışları eleştiriyor.

Burma Günleri, George Orwell

İngiltere’nin Burma'daki (Myanmar) sömürgeciliğini eleştiren yazar, ana karakter Flory’nin ağzından "İngilizlerin sadece birilerinin ceplerinin doldurabilmek için ülkeyi modernleştirmeye çalıştıklarını ve bunu yaparken de Burma’nın tüm ulusal kültürünü yok ettiklerini, tüm Burmalıları köleleştirdiklerini" söyler.

Orwell tüm eserlerinde olduğu gibi Burma Günleri’nde de sistemi, sömürüyü, diktatörlüğü eleştiriyor ve sistemin asla düzelmeyeceğine dair umutsuz düşünceleri burada da yazarın cümlelerine yansıyor ve eser yenilgiyle sonlanıyor.