Madagaskar: Zamanın Durduğu Bir Diyar

El değmemiş doğal hayatı ve etnik kabilelerin yaşam şekilleriyle sıra dışı bir serüven sunan Madagaskar’ı bölgeyi iyi bilen bir yerel rehberle gezmekte fayda var. Biz Madagaskar gezimize başkent Antananarivo’dan başladık ve batıda Morondava sahillerine kadar köyleri, kabileleri gezerek günlerce gittik. Doğuda sizi esir alan vanilya ve kakao kokusu, batıda yerini nemin boğucu havasına bırakıyor. Madagaskar mümkün olan her şekilde duyularınıza hitap ediyor. Kendimizi bu yabani ve egzotik adanın kollarına bıraktık ve gelen her şeyi mutlulukla karşıladık. 7 gece 6 farklı otelde konakladık ve Madagaskar’ın yerel şartlarına hoşgörüyle ayak uydurduk.

Başkent Antananarivo

Ada ülkesi Madagaskar’ın başkenti Antananarivo. Kısaca ‘Tana’ deniyor. Tana’da Anosy Gölü’nü ve şehri panoramik olarak görebileceğiniz manzara terasına mümkünse gün batımında çıkmanızı tavsiye ederim. Enfes bir manzarası var. Ambohimanga Kraliyet Sarayı Ambohimanga güzel tepe anlamına geliyor. 1800’lü yıllarda ülkenin başkenti bu tepeymiş. Bu sarayın en enteresan özelliği, tüm tuğlaların limon ve yumurta akından yapılmış olması. Bu sarayın kralı davetsiz misafirlerini oturma odasında ağırlarmış. Davetsiz misafir içeri girmeden önce kral tavandaki özel bölmeye tırmanırmış ve davetsiz misafiri eşi yani kraliçe karşılarmış. Kraliçe davetsiz misafirin niyetini öğrenir ve güvenilir olduğunu düşünürse krala bir işaret gönderirmiş ve kral salona inermiş. Tana’da 1 gününüz var ise, 2001 yılında Unesco Dünya Mirası Listesi’ne giren Ambohimanga Tepe’sine 3 saatinizi ayırmalısınız.

Lemurun Anavatanı Andasibe

Madagaskar seyahatimizden tam 1 hafta önce, Hint Okyanusu’ndan gelen Enowa Kasırgası birçok pirinç tarlasını talan edip, onlarca insanı evsiz bırakmış. Madagaskar’ın ev sahipleri lemurler de kasırgadan nasibini almış ve Andasibe’deki özel Vakona Lodge Parkı’ndan geçici bir süreliğine taşınmak zorunda kalmışlar. Madagaskar’da lemurlerle içli dışlı olabileceğiniz en keyifli yerlerden biri olan Andasibe Vakona Lodge’un özel parkında lemurleri göremeyince biz de rehberli orman yürüyüşleri yaptık. Gündüz ve gece yaptığımız bu yürüyüşlerde çeşitli bukalemunlar, yılanlar, domates kurbağaları ve ateşböcekleri gördük. Peki Madagaskar’a gidip hiç mi lemur görmedik? Tabii ki hayır... Andasibe’de lemur göremeyince çözümü Antananarivo’ya 22 km uzaklıktaki Lemur Park’a gitmekte bulduk. Bu özel parkta yaptığımız 2 saatlik yürüyüşte bambu lemürleri, indri indri, aye aye gibi birçok lemur cinsini görme şansını yakaladık. Ne diyebilirim ki, inanılmazdı!

Yazlık Ev Morondava

Morondava Mozambik Kanalı’nın kenarında bir sahil kenti. Elinize vanilyalı romunuzu alıp bembeyaz kumsallarda güneşlenmek içinse biçilmiş kaftan. Morondava sahilinde başlarının üstündeki sepetlerinde şal, meyve ve balık satan yerlilere gözümüz ilk günden alışmıştı. Bu sempatik sahil kentinde yapılacak en güzel şey bir bisiklet kiralayıp gezmek, günbatımını izlemek, Mozambik Kanalı’nda balıkçı kayığıyla gezi yapmak ve tabii ki Baobab ağaçlarını görmek. Morondava’da gün doğumunu sahilden izlemek bir başkadır, hele ki denize kıyısı olan herhangi bir ülkenin en batısındaysanız güneş denizin içine öylece girer. Erken kalkmaktan çekinmeyin ve bu mucizeye mümkünse her gün tanık olun!

Küçük Prensin Baobab Ağaçları

Madagaskar’ın Morondava şehrinin girişinde büyüleyici güzelliğiyle Baobab ağaçları karşılamıştı bizi. Dergi kapaklarında, belgesellerde gördüğümüz dünyanın en kibirli ağacı Baobablar tam karşımızdaydı. O gün anladım ki tüm hayaller gerçek olabilir, tek yapmamız gereken daha fazla hayal kurmak. Malagasy inancına göre tanrı önce Baobab ağaçlarını yaratmış. Ardındansa diğer canlıları. Fakat yaratılan her yeni canlıyı gören Baobab zamanla kendisinin yeryüzündeki en güzel en eşsiz canlı olduğunu düşünmeye başlanmış. Bunun üzerine Tanrı sinirlenip kibirli Baobab’ı kökünden çıkarmış ve ters yüz edip dallarını toprağın altına koymuş. O günden beri kökleri başının üstünde duran Baobab ağaçlarının hala dünyanın en güzel ağaçlarından biri olduğuna inanılıyor.

Betania Balıkçı Köyü

Madagaskarla Afrika’yı birbirinden Mozambik Kanalı ayırır. Kanalın Madagaskar tarafında ve Morondava’dan kanoyla 15 dakikada gidilebilen çok sevimli ve el değmemiş bir köy var, Betania Balıkçı Köyü. Bu köyün erkekleri, sabah erken saatlerde ve denizin yükselmesiyle beraber balığa çıkarlar. Öğleden önce geri dönen balıkçıların aileleriyse yardım için kıyıda hazır bekler. Tekneden indirilen balıklar kadınların başlarının üzerinde taşıdıkları leğenlere yüklenir ve bu balıklar Morondava’daki balık restoranlarına satılır. Geçimini balıkçılık ve ahşap tekne yapımıyla sağlayan bu köyde şuan yaklaşık 6000 kişi yaşıyor. Yolların Fatihi Zebu Öküzü Morondava’dan Miandrivazo’ya giderken yolda 20 kadar büyükbaştan oluşan bir zebu sürüsüyle karşılaştık ve onlara yol vermek için rehberimiz Charlie aracı kenara çekti. Bu gördüğümüz ne ilk ne de son zebu sürüsü olmasına rağmen her seferinde arabadan inerek daha yakından bakmak isteğimizi bir türlü köreltemedik. Zebu öküzü Madagaskar halkı için zenginlik ve güç sembolü. Binek hayvanı olarak kullanılan zebular, tarla sürmekte kullanıldığı gibi etinden ve sütünden de faydalanılmaktadır. Ayrıca keratin içeren zebu boynuzundan hediyelik eşyaların yapıldığı atölyeler de gezilmeye ve görülmeye değer.

Madagaskar’a Ne Zaman Gidilir?

Madagaskar sıcak ve sub-tropikal iklime sahip. Kasım - Nisan ayları arası sıcak ve yağışlı, Mayıs - Ekim arası serin ve kuru bir hava hakim. Gidilmemesi gereken dönem; Ocak-Şubat-Mart ayları çünkü siklon yani kasırga dönemi. Hint Okyanusu’ndan gelen kasırga Mauritius, Reunion ve ardından Madagaskar’a uğrayarak kıyı bölgeleri her yıl tahrip ediyor. Her köşesi ayrı büyüleyici Madagaskar’ı gezmenin en iyi yolu yerel bir rehber eşliğinde hareket etmek.